Deniz derya dolusu aşk

Ne güzel demiş Özdemir Asaf; “ Her aşkın bir öyküsü vardır ama her aşkın bir şiiri yoktur” derken. Lakin şiire dönüşmese de insanı damardan vuran aşk öyküleri de yok değil. Yakakent’ de uzun yılar teknesiyle tek başına balıkçılık yapan 54 yaşındaki Ayla Ak’ ın hikâyesi, en güzel aşk romanlarına bile taş çıkartır valla da. Az aşağıda yazacaklarımızı okursanız siz de ayağa kalkıp saygıyla alkışlayacaksınız bu sevdanın taraflarını eminim.

12 yaşında baba Fahrettin’ den öğrenmiş balıkçığı ve denizi. Ondan sonrası dümene geçerek tıpkı dün olduğu gibi tek başına ağ ve misina atmış Karadeniz açıklarında. Bu dönem içinde üç kez denize düşüp azgın dalgalarla boğuşan Ayla Ak, bir keresinde de boğulma tehlikesi atlatmış.

Evinin ekmeğini denizden çıkaran mücadeleci Fahrettin baba ve Ayla abla Yakakent’ in sevilen dostları. Ayla Ak, gün doğumunda ve gün batımında bazen baba Fahrettin ile bazen denize tek çıkmayı ihmal etmiyor. Bu günkü seyahat konukları ise bizleriz. Evinin önünden başlayan macera, denize çıkış ve dönüşe kadar beraber olduğumuz bu serüveni sizlerle paylaşmak istedik.

Ayla Ak, neşeli ve o kendine has konuşma tarzıyla etrafın sevgili olmuş Yakakent’ de. Hayat müşterek, geçim derdi işte diyor. Ayla, kayığın bağlı iplerini çözüyor, motoru çalıştırıp, dümene kurularak babaya el sallıyor. Artık limandan yol alıyoruz.
Liman çıkışında Fener önünde oltasıyla şansını deneyenlere rastlıyoruz. Feneri terk edip, karadan bayağı uzaklaştığımızda misinasını alıp, denize tek tek kancaları indirirken dümen yine elinde, bir ara Furkan’ a seslenip dümene geçmesini yanına oturmasını istiyor ama komuta hep kendisinde. Motor ayarı kontrol, sağ git, sola kır gibi vücut dili ile Furkan’ ı yönlendiriyor. Bizde bu arada işimiz gereği çevreyi ve diğer avlanan balıkçı teknelerini, üzerimizde uçan martıları, balık kafeslerini, Yakakent’ in o eşsiz paha biçilmez doğa harikası sahili, çam gölü ormanlarını, Kozköy sahilini, fotoğraflıyoruz.

Bu arada Ayla ve Furkan’ın keyfine diyecek yok. Birbirleriyle koyu bir sohbete dalmışlar, motorun sesinden ben tam algılayamıyorum. Bu arada dört dönüyoruz ancak, oltalar boş bir türlü palamut vurmuyor. Motor bir ara istop etti. Meğer Ayla, istavrit için diğer misinayı almış, hararetli hararetli kancaları denize salıyor. Furkan’ da istavrit için oltayı saldı, bir ara ben yanaştım, yanına keşke gitmez olaydım. Misine ve kancaları birbirine dolaştırdık. Ayla abla bastı kahkayı…

Dört, bucuk saatlik deniz maceramız sizin anlayacağınız 1 istavritle son buldu. Liman, fener istikametinde dönüş için yola koyulduk. Biz limana girerken yeni tekneler kısmetlerini aramak için yola çıkıyorlardı. Bu arada Deniz üzerinde, denizanaları (Ebeler) mevcuttu. Limana girdik, kayığı yerine çektik, Ayla ve Furkan Kayığın içini yıkayıp, biriken suyu pompaladılar.
İşte, dününü bize ayırtan, Ayla Ak’ın hikâyesi öyle saf ve temiz. Unutmadan Ayla Ak, çok iyi bir Samsunspor taraftarı…

 

 
YAKAKENT BELEDİYESİ ©2007